8 Haziran – 9 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da Galerist’te “Warhol in Motion” (Warhol Hareket Halinde) sergisi yapıldı. Chealsea Girls, The Velvet Underground and Nico gibi filmleri ve bunların yanı sıra portreleri sanatseverlerle buluştu. Andy’nin bu güzel, farklı, deneysel eserlerini gördük. Eserlerini yaparkenki uğraşları ve yaratıcılığı belirgin bir şekilde hissediliyordu. Çalışkan(?) bir zekaydı Andy, hatta hayatı boyunca çalışmıştı. Çalışmaya devam edecekti. “Galiba benim ‘çalışma’ya ilişkin gerçekten müphem bir yorumum var çünkü bence sırf hayatta olmak yapmayı her zaman istemediğiniz bir şey için çok çalışmak demek. Doğmak biri tarafından kaçırılmak gibi bir şey. Sonra da köle olarak satılmak. İnsanlar her dakika çalışıyor. Çark hep işliyor. Uyuduğunuz zaman bile.” (Andy)

Tüm isteği bir makine olmak!

6 Ağustos 1928’de Pittsburgh, Pennsylvania, Amerika’da dünyaya geldi. Babası Andrej Warhola Rus, annesi Julia Warhola ise Slovak kökenliydi ve Rusya’dan Amerika’ya göç etmişlerdi. Andy ilkokul üçüncü sınıfta St. Vitus denen ve ömrü boyunca etkilerinden kurtulamayacağı bir hastalığa yakalandı. Sinir sistemini zedeleyen, zaman zaman istem dışı hareketler yapmasına neden olan bu hastalık yüzünden Andy zaman zaman yatağa bağlı yaşıyordu. Bu süreç içinde hastalık hastası olan, hastanelerden ve doktorlardan korkmaya başlayan küçük Andy, okulda da kendini dışlanmış hissediyordu. Yatalak olduğu dönemlerde çizimler yapan, radyo dinleyen ve film yıldızlarının posterlerini biriktiren Andy için bu dönem kişiliğinin gelişmesinde oldukça önemli olacaktı.

Liseden sonra, Pittsburgh’daki Carnegie Mellon Üniversitesi’ne, sanat eğitimi görmeye gitti. Andy, 1949’da New York’a taşınarak illüstrarör olarak çalışmaya başladı. Glamour Dergisi’nde çizimler yapmaya başladı. İlk illüstrasyonu “Başarı, New York’ta Bir İş Sahibi Olmaktır” başlıklı yazıya hazırladı. Yazıda ismi yanlışlıkla Andy Warhol olarak yazıldığından beri soyadının son harfini hiç kullanmadı. Erken dönem çalışmaları daha sonra Bodley Gallery’de sergilendi.

Tek başına açtığı ilk sergi 1952’de New York Hugo Galerisi’nde oldu (Truman Capote’un hikayelerini resimlendirdiği illüstrasyonlar). “Birisinin yazdığı kitabı okumaktansa, kendine iç çamaşır alışını seyretmeyi tercih ederim” diyen Andy, 1953-1955 yıllarında bir tiyatro topluluğunun sahne tasarımlarını yaptı, saçını gümüş rengine boyattı, ilk kitaplarını yayımlattı. Andy, Miller Ayakkabıları için yaptığı reklamlarla “35 Yıllık Sanat Yönetmenleri Kulübü Büyük Ödülü”nü kazandı. Aynı ödülü bir sonraki yıl tekrar kazandı. 1960 yılında ilk tablolarını yapmaya başladı. Yeşil Coca-Cola şişelerinin tasarımını yaptı. Tasarım, günümüzde The Whitney Museum of American Art Müzesi’nde sergilenen koleksiyonun bir parçası haline geldi. Andy kolayla ilişkisi bakımından şu görüşleri anlatır sonra: Amerika güzel bir gelenek başlattı. Artık zengin tüketiciler fakirlerle aşağı yukarı aynı şeyleri satın alıyorlar. Televizyon seyrediyorlar ve Coca-Cola görüyorsunuz. Biliyorsunuz ki başkan kola içiyor, Liz Taylor kola içiyor, ve düşünün, siz de kola içebilirsiniz. Kola koladır. Para miktarı, size, köşedeki serserinin içtiğinden daha iyi kolayı sağlayamaz. Tüm Coca-Cola’lar aynıdır ve tüm Coca-Cola’lar güzeldir. Bunu Liz Taylor bilir, başkan bilir, serseri bilir ve siz bilirsiniz.”

Dick Tracy, Superman Returns, Temel Reis gibi çizgi roman kahramanlarını resmetti. Zamanla, büyük sanat eleştirmenleri Andy’nin yeteneğinin farkına vardılar. 1962’de çizimlerini yaptığı dolar banknotları ve Cambell marka çorba kutusu üzerine yaptığı tarasımlar “Yeni Gerçekçilik” ismi verilen bir pop-art sergisinde sergilendi. Bu sergi büyük başarı kazandı. 1963 yılında“Factory-Fabrika” adını verdiği stüdyosuna taşındı, “Red Jeckie” ve “Flower”ismini verdiği resim serilerini çizmeye başladı. “Fabrika”da binlerce resim ve bir çok film yarattı.

“Her şey poptur, pop her şeydir.”

Soyut Dışavurumculuğa – New York’ta 1940’larda oluşan, ressamların gerçek nesnelerin temsiline yer vermeden kendilerini sadece renk ve şekillerle ifade ettikleri bir tür soyut sanata – tepki şeklinde doğmuş sanat akımıdır. “Pop art soyut sanatın yapmacıklıktan yıkıldığını iddia ederek patlamıştı, aynen verdiği ses gibi: Pop!” (Petek Arıcı).Marcel Duchamp’ın 20. yüzyıl başında hazıryapım nesneleri bağlamları nedeniyle sanat eseri olarak sunmuş olması, pop sanatçılarının popüler kültür imgelerini benzer bir motivasyonla sunmalarında etkili olmuştur. Richard Hamilton’un “Just what is that makes today’s homes so different, so appealing?” – “Günümüz Evlerini bu denli farklı, bu denli cazip kılan nedir? “adlı eseri buna iyi bir örnek olabilir. Ayrıca bu eser akımın ilk eseri olarak kabul edilir. İngiltere’de Richard Hamilton, Peter Blake, Roger Coleman, Amerika’da Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Claes Oldenburg önemli isimlerinden sayılabilir. Roy Lichtenstein Pop Art’ı şu şekilde özetler : “Şehirde bir ağacın önüne oturamam, çünkü şehirlerde hiç ağaç yok. Ve bir ağacı düşündüğümde, ağacın medya (filmler, fotoğraflar, reklamlar vs.) tarafından yapılan taklididir aslında aklıma gelen. Ben nesnenin kendisinden çok taklidini algılarım.”

Andy Warhol’un “Marilyn’s” – “Marilyn’ler” isimli siyah beyaz Marilyn Monroe portresini rengarenk çoğaltarak yarattığı sanat eseri dönemin önemli başyapıtlarından sayılabilir. “Marilyn’in ölümü (5 Ağustos 1962), Andy’nin ilk kişisel sergisinden üç ay öncesinde olur. Marilyn’in ölümü, dişiliğin, fantezinin, çekiciliğin ölümüdür. Medyanın tüm kanallarından her gün tüketilen Marilyn imgesi yok olmuştur. Kimileri bunun bir tür soyut tüketime karşılık geldiğini söylese de Marilyn aslında gerçek bir tüketim ikonasıdır. Gerçekte, Marilyn seven herkes onun silüetini tüketmektedir. Onun gerçekliği ile ilgilenen yoktur. O bir hayaldir, defalarca ve farklı şekillerde üretilebilir.“(Durmuş Akbulut). Bu düşünceler ışığında Andy’nin Marilyn’leri neden rengârenk (süslü-püslü) ve çokça yaptığının mantığını ve Andy Pop-Art’ını daha iyi anlayabiliyoruz.  (Aynı şekilde Elvis Presley – Elizabeth Taylor resimleri de yapmıştır.) Pop-Art, II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen köklü değişimlerin bir getirisidir. Tüketimi çekici hale getirmek için reklamlar, renkli afişler, hatta resimli dergi ve romanlar kullanılmaya başlanır. Pop Art Sanatı tüketime yardımcı bir reklam aracı olarak doğar, gelişir (Petek Arıcı). Bunun yanı sıra tüketim toplumuna dair de Andy şu sözleri söylemiştir. “Satın almak düşünmekten çok daha Amerikanca bir şey, ben de o kadar Amerikalıyım işte. Avrupalılar ve Doğulular ticaret yapmayı sever – alıp satmayı, satıp almayı – temelde tüccarlardır. Amerikalılar satmakla o kadar ilgilenmez – aslında, satmaktan ziyade çöpe atarlar. Gerçekten sevdikleri şey satın almaktır – insanları, parayı, ülkeleri satın almak.”

“Arkadaş satın almak harika bir şey. Bence insanın bir sürü parası olmasında ve onunla insanları kendine çekmesinde bir sakınca yok. Kimi çektiğinize bir bakın: HERKESİ!” (Andy)

“Sanat her yerdedir, dolayısıyla artık yoktur. Herkes bir dahi, dünya mevcut haliyle hatta sıradanlığıyla bir harikadır.”

“Tanışacağınızı hiç hayal etmediğiniz biriyle tanıştığınızda gafil avlanırsınız, hiç hayal kurmamışsınızdır dolayısıyla hayal kırıklığına uğramazsınız.” (Andy)

Sürekli kendine ait bir televizyon programı olmasını isteyen Andy, Fabrika’da çok başarılı filmler yapmaya başlamıştı. 1963’ten itibaren çektiği filmler bağımsız sinemanın önemli yapıtaşlarını oluşturacaktı. İlk filmi Hair Cut(1963)’de Billy Name’in saç tıraşını çekmişti. Ardından çektiği filmler de bu film kadar farklıydı. Blow Job(1963)’de, sadece DeVeren Bookwalter’in, oral seks sırasında, yüz mimiklerini gösteriyordu yaklaşık yarım saat boyunca. Kiss(1963)’de farklı farklı insanların öpüşmelerini 1 saatlik bir film şeklinde kurgulamıştı. Sleep(1963) filminde şair John Giorno’nun 6 saatlik uykusunu çekmişti sadece. Daha sonra bir röportajında şunları söylemişti:“Anlayamadığım başka bir şey de hiç uyumayan ve ‘Ohoo, dokuzuncu günümdeyim, harika!’ diye ilan edip duran insanlardı. ‘Belki de bütün gece uyuyan bir adam hakkında bir film yapmanın zamanı gelmiştir’ diye düşündüm. Ama sadece üç dakika çekim yapabilen bir kameram vardı, dolayısı ile üç dakikayı filme çekmek için her üç dakikada bir kamera değiştirmek zorunda kaldıyordum. Makarayı değiştirerek kaybettiğim bütün üç dakikalatı telafi etmek için filmi yavaşlattım ve çekmediğim makarayı telafi etmek için filmi daha ağır çekimde oynattık.“Empire (1964) filmi de kameranın sabit olduğu bir yerden, Empire State Binasının 8 saatlik belgeseliydi. Yaklaşık 70 filmin yönetmenliğini yapan Andy’nin en önemli çalışmaları Paul Morrissey’le beraber yaptığı çalışmalar olmuştu diyebiliriz. Chealsea Girls(1966) ekranda aynı anda iki farklı karede oynayan 3 saatlik bir filmdi. Chelsea Hotel’inde geçen yarımşar saatlik 12 öykü anlatan film, ticari salonlarda gösterilen ilk underground film olarak da tarihe geçti. Filmin müziğini The Velvet Underground yapmıştı. Grup daha önce de Andy’nin Hedy (1966) filmi ve Salvador Dali (1966) belgeselinin müziklerini yapmıştı. Andy daha sonra The Velvet Underground and Nico (1966) belgeselini çekti. Belgeselde kamera haraketleri müzikle beraber güzel bir ahenk oluşturuyordu. Sonrasında çektiği Tub Girls (1966), Inner and Outer Space (1966), Bike Boy (1967), Lonesome Cowboys (1968) Andy’nin diğer filmlerini merak edenleri tatmin edebilir.

“Gelecekte, herkes 15 dakikalığına dünya çapında ünlü olacak.”

1968’yılında, günümüzde en çok bilinen, bu sözünü söylemişti. Arkadaşları ile Fabrika’da çalışırken kimler ünlü olmaya başlamamıştı ki. Andy’nin ve Fabrika’nın dünyaya kazandırdığı, The Velvet Underground – Michael Leigh’in sadomazoşizm hakkındaki kitabından (1963) isim alarak – 1965’te kuruldu. (Lou Reed – John Cale – Sterling Morrison –Angus MacLise üyelerinden bazıları.) Grup fabrika çalışmaları ile tanınmaya başlamış sonra önemli albümler çıkarmıştır. İlk albümleri:  The Velvet Underground and Nico’dur (1967). Kapağını (soyulabilir muz figürü şeklinde) Andy tasarlamıştır: Çalışmanın adına “Peel Slowly and See” demişti. Sonrasında 1995’te 65-70 arası dönemdeki kayıtları kapsayan 5 CD’lik derlemenin adı olmuştur. “Bu albümü dinleyen insanların her biri hemen grup kurma isteğiyle tutuşmuştur.” (Brian Eno). White Light/White Heat (1968), The Velvet Underground (1969) o dönemdeki diğer albüm adlarıdır. Daha sonraları grubun müzikleri; High Fidelity (2000), Morvern Callar (2002), School of Rock (2003), Juno (2007) ve Palermo Shooting (2008) gibi bir sürü filmin soundtrackleri olarak kullanıldı. All Tomorrow’s Parties isimli 1999’dan itibaren yapılan müzik festivali adını The Velvet Undergorund’ın parçasından aldı.

Dünya da “Andy Warhol’u Vuran Kadın” diye tanınan Valerie Jean Solenas (Feminist hareketin önemli savunucularından) fabrikada birkaç filmde rol alm    ıştı. Valerie iyi öğrenim görmüş bir yazar-düşünürdü ama parasızlıktan seks işçiliği dahi yapmıştı. Bu sıralarda da Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu (Society for Cutting-Up Men – 1967)  fasikülleri dağıtmış-satmıştı. Andy ile ilişkisi 1966 yılında yazdığı oyunu okutması üzerine başladı. Oyunun adı:  Kıçınıza Girsin’di (Up Your Ass); tam Andy’ye göre bir isim olarak nitelenir. Oyun fabrikadaki dosyalar arasında kayboldu. Daha sonra parasal sebeplerden ötürü Andy ile araları bozuldu. Bunun üzerine Valerie, 3 Haziran 1968’de Fabrika’ya gelip Andy’yi 3 yerinden vurmuştu. Olayın akşamı polis karakoluna giderek teslim olmuş ve Andy’yi vurmasıyla ilgili “Hayatım üzerinde çok fazla denetimi vardı” demişti.

Artık erillerin (hatta dişilerin) katkısı olmaksızın üremek ve yalnızca dişiler üretmek teknik olarak mümkün. Hemen bunu yapmaya başlamalıyız. Erilleri muhafaza etmemiz için üreme gibi müphem bir amaç bile yoktur. Eril, biyolojik bir kazadır: Y (eril) geni tamamlanmamış bir X (dişi) genidir yani tamamlanmamış bir kromozomlar serisidir. Başka bir deyişle eril eksik bir dişidir, daha gen aşamasında yaşamına son verilmiş, ayaklı bir kürtaj. Eril olmak kifayetsiz olmak, duygusal olarak sınırlı olmak demektir; erillik bir noksanlık hastalığı, eriller duygusal sakatlardır. – Erkekleri Doğrama Cemiyeti Manifestosu’ndan

“Zaman nedir diye düşünürüm ve düşünebildiğim tek şey ‘bir varmış bir yokmuş’ olur…”

Andy’ye Ölümle ilgili görüşleri sorulduğunda “Ben o şeye inanmıyorum çünkü burada yoksunuz ki geldiğini bilesiniz. Hakkında hiçbir şey söyleyemem çünkü gelişine hazır değilim.” demişti. Suikasten sağ çıkan Andy, mahkeme sürecinde Valerie’den şikayetçi olmadı.  Valerie’nin kısa süre hapiste yatmasının sebebinin Andy’nin bu davranışı olduğu düşünülüyor.

Andy hiç evlenmedi, çocuğu olmadı. Pek çok kişi onun gay olduğunu düşünüyor. Aseksüel olduğunu iddia edenler de var. Valerie Solenas’ın Erkek Doğrama Cemiyeti Yan Örgütü’nde anlattığı karakterin Andy’den esinlenildiği söyleniyor. Bu onun aseksüel olduğuna dair düşünceyi kuvvetlendiren bir bakış açısı. ”Fantezi aşk, gerçek aşktan kat kat iyi. O işi hiç yapmamak çok heyecan verici. En heyecan verici çekimler, hiç birleşmeyen iki kutup arasında.” ( Andy )

İnsanların düşüncelerine karşı özgüveni yüksek bir tavıra sahipti. David Bowie’nin, Hunky Dory (1971) albümünde Andy Warhol isimli bir şarkı bulunmaktaydı. Bu şarkıyı Andy sevmemişti, fiziksel görünüşü ile dalga geçtiğini düşünmekteydi. Yalnız bunu önemsemişti. Şarkıyı dinledikten hemen sonra David’e “Ayakkabılarını beğendim.” demiş ve bunun üzerine 45 dakika muhabbet etmişlerdi.  “Birisi (sizin hakkınızda)* gerçekten kötücül bir makale yazdığında ben hiç karışmam, çünkü siz kim oluyorsunuz da gerçeğin o olmadığını söylüyorsunuz?” (Andy)

22 Şubat 1987 tarihinde öldü. Yoko Ono’nun konuşmacı olarak katıldığı cenaze töreni Pensilvanya’daki Bethel Park Mezarlığına defnedildi. Kilisede ölümünden sonra katılımcılara bakıldığında, ağlamaktan burun çekenlerle, burundan kokain çekenlerin nidalarını ayırt etmek zordu. (Durmuş Akbulut). Pensilvanya’daki Andy Warhol Müzesi’nde sanatçıya ait 12000 eser bulunmaktadır. New York’ta Warhol Vakfı, Slovakya’da da bir Warhol Aile Müzesi vardır. Ölümünden sonra yazılan biyografileri kötü, kalitesiz bulan The Velvet Underground üyelerin Lou Reed ve John Cale, Andy’nin biyografisini anlatan bir albüm yapmaya karar vermişlerdir. 1989’da Songs for Drella adını verdikleri albüm yayınlanmış, biyografik müzikal olarak videoya alınmıştır.

Andy Warhol‘a ölümünden önce mezar taşına ne yazılmasını istediği sorulmuştu. O “FIGMENT”ı önerdi. Toplumun bu tüketim çılgınlığı gerçek ürünleri, soyut-somut sanatı da bir şekilde etkilemiş, herkesi tüketilebilir hale getirmiştir. Sanki Andy, Durmuş Akbulut’un Marilyn portresinden bahsederken hayali tüketmekle ilgili dediklerini kendi mezar taşına kazımak istemiştir! Figment,  hayal veya uydurma anlamına gelmektedir.

Kaynaklar
  • Andy Warhol  – Plastik Suretler Belgesel   Yazan-Yöneten: Durmuş Akbulut
  • Andy Warhol Felsefesi ( A’dan B’ye Gerisin Geriye ) *sel yayıncılık türkçe:Elif Göktepe
  • Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu *sel yayıncılık türkçe: ayşe düzkan (aynı zamanda kitabın önsöz yazarı)
  • Petek Arıcı – Sanat Akımları – Pop Art (http://www.msxlabs.org/forum/sanat/12538-sanat-akimlari-pop-art-pop-sanati.html)