“Kim onun uğrunda canıyla oynarsa, varlığından kurtulur.
Sevgilinin yolundan giden, kötüden kurtulur.”

Mantık Al-Tayr (Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey – Buluşma)
“Her film bitrmiş bir aşk gibidir.” Ömer Kavur

Zaman Yoktur

18 Haziran 1944’te, Ankara’da doğan Ömer, ailenin tek çocuğ u olarak büyür. Liseyi Robert Koleji’nde okurken fotoğraf ve sinemaya ilgi duymaya başlar. İleride sinemayla profesyonel olarak ilgilenmeyi düşünmekte ve görüntü yönetmenliği gibi teknik bir alanda çalışmayı istemektedir. Üniversitede sinema okumaya karar verdikten sonra, Fransa-Paris’e giderek ünlü sinema okulu IDHEC (Institüt Des Hautes Etudes Cinematographiques)’te okumaya başlar. Aynı zamanda bu okulun sosyal bilimler ve gazetecilik bölümlerini de bitirir. Paris’te öğrenciliği sırasında okul harçlığını çıkarabilmek için geceleri bir otelde çalışır. 3 yıl boyunca sürdürdüğü bu yarı zamanlı işi sırasında edindiği tecrübeler filmlerinde de etkisini gösterecektir. Sinema hayatında etkisi olan Paris’e dair bir diğer unsur ise, ünlü Cinematheque Francaise’dir. Burada çok farklı sinema örnekleri görür, gördüklerinden etkilenir. Avrupa sineması ile daha yakın olur. Ayrıca ilk deneyimlerini, Bryan Forbes ve Alain Robbe Grillet ile çalışarak kazanır ve çok sayıda televizyon müzikalinde yönetmen yardımcılıkları yapar.

1971 yılında doktorasını yarım bırakarak Türkiye’ye döner. Çektiği 14 filmden sonra 12 Mayıs 2005’de vefat eder.

Her saati onarabilir misin?

Türk sinemasında önemli Auteur yönetmenlerden biridir Ömer Kavur. Auteur Kuramı, Andre Bazin’in “Sinema Nedir?” kitabındaki tartışmalarla oluşmaya başlamış, kuramın genel hatları ise Francois Truffaut tarafından çizilmiştir. Truffaut, “Cahiers du Cinema” dergisindeki bir yazısında filmin asıl sahibinin yapımcısı değil yönetmeni olduğunu savunmuştur. İçinde birçok farklı bileşenin bulunduğu sinema sanatı için de; filmin senaryosundan kamerasına, oyuncu yönetiminden kurgusuna kadar her özelliğinin birleştirildiği bir imzanın olması gerektiği vurgulanır. Bu imza yönetmenin imzasıdır. Ömer Kavur, filmlerindeki tüm unsurları kendi sinema diline adapte edebilen bir yönetmen olarak Türkiye Sineması’ndaki önemli Auteur’lerden biri olmuştur.

Ömer Kavur Filmografisi

  • 1974 – Yatık Emine (Refik Halit Karay romanından – Turgut Özakman)
  • 1979 – Yusuf ile Kenan (Onat Kutlar)
  • 1981 – Ah Güzel İstanbul (Füzuzan)
  • 1981 – Kırık Bir Aşk Hikayesi ( Selim İleri)
  • 1982 – Göl (Selim İleri)
  • 1985 – Amansız Yol (Barış Pirhasan)
  • 1985 – Körebe (Barış Pirhasan)
  • 1987 – Anayurt Oteli (Yusuf Atılgan)
  • 1987 – Gece Yolculuğu
  • 1990 – Gizli Yüz (Orhan Pamuk)
  • 1995 – Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey (İrfan Tözüm – Zeki Ökten – Erden Kıral – Yusuf Kurçenli – Ömer Kavur)
  • 1997 – Akrebin Yolculuğu (Macit Koper)
  • 2000 – Melekler Evi (Feride Çiçekoğlu)
  • 2002 – Karşılaşma (Macit Koper)

Ömer Kavur istememektedir. Bir yapımcı ile çalıştığı Yatık Emine filmini çekerken bir çok sıkıntı yaşamasından ve yapmak istediklerini yapamamasından ötürü, diğer filmlerinde yapımcılığı kendi üstlenir, ya da söz geçirebileceği arkadaşlarıyla yapar bu işi. Bu sayede filmlerinde kendi dilini oluşturmayı başarmıştır. Sinemamızın Auteur’lerinden birine dönüşmesi bu şekilde başlar. Filmlerinin genelinin birer öykü uyarlaması olduğunu söyleyebiliriz. Okuduğu, etkilendiği, sevdiği öyküleri kendince – kendi sinema diliyle – sinemaya kazandırmaya çalışmıştır. (Yukarıdaki filmografide öykünün yazarı ve/veya senaristi parantez içine yazılmıştır. Gece Yolculuğu filmi, senaristinin ve yönetmenin kendisi olduğu tek filmidir. Bu filmde bir senarist ve yönetmenin yolculuğu konu edilir. Belki de Gece Yolculuğu Ömer Kavur’un kendisine, kendi hayatına en yakın filmidir. Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey filmindeki Buluşma kısa filmi de, senaristliğini ve yönetmenliğini kendisi yaptığı kısa filmidir.)

Filmlerinin öykülerini oluştururken, gerek senaryo yazarlarına, gerek arkadaşlarına danışarak senaryoları beraber yazmıştır. (Yusuf ile Kenan’ı Türkiye Sinema TEK’inden arkadaşı Onat Kutlar’la beraber yazmıştır. Bu film ile, 30 yıldan sonra yapılan Antalya Film Fes-tivali’nde en iyi senaryo ödülü almıştır.)

Filmlerinde yalnızlık (Anayurt Oteli – Amansız Yol – Göl) ve yabancılık (Gizli Yüz – Akrebin Yolculuğu – Kırık Bir Aşk Hikâyesi – Anayurt Oteli) karakterlerde yoğunlukla hissedilir. Karakterler iletişim kurma konusunda sıkıntı çekerler, dış dünya ile kurdukları bağlar, karakterlerin anlamlandırdığı bağlardır. Kendi iç dünyalarının yansımalarıdır.

Ben, bireyin yalnızlığına inanan bir insanım. Yalnız olan bir insanın kendisiyle hesaplaşması kaçınılmazdır. Sinema yapabilmek için gösterilmesi gerekli direncin kaynağı da, bu yalnızlıkla baş edebilme çabasıdır. – Ömer Kavur

Ömer Kavur’un karakterlerinin yalnızlığının sebeplerinden biri de; karakterler kendilerini bir yere ait hissetmemeleridir (Yatık Emine, Amansız Yol), çevrelerine alışamamışlardır, insanları tanıyamazlar, kendilerini de tanıtamazlar. Bu insanların hayatlarını sürdürdükleri sabit bir mekanları yoktur. Genellikle bir yerden bir yere gitme halindedirler. (Bir saatten diğerine onca yer dolaştım. -Akrebin Yolculuğu’nda dendiği gibi). Arayış içindedirler. Beklentileri, umutları olan insanlardır. Gecikmiş Ankara Treni’ni bekleyen Zebercet (Anayurt Oteli), kafesteki papağanı unutan müşteri, zaman akışını tekrar kazandıracak saatçi (Akrebin Yolculuğu), beklenen öğelere örnek olarak verilebilir. Bekleyen karakterler ve beklenen karakterler seyirciyle iki farklı yakınlaşma yaşarlar. Bekleyen karakterler filmde değişime açık olduğu gözüken ama değişimin gerçekleşmesini içten içe isteyemeyecek karakterler şeklinde yansır. Seyirci beklenenin sonuç getirmesini ister. Beklenen karakterler ise değişimi sağlayacak karakterler olarak umut verici olurlar, yalnız bu karakterler de aslında değişimi gerçekleştiremeyeceklerdir. Seyirci beklenen karakterle birlikte bir şeyler değişeceğini düşünür, yanılır. Değişim en fazla alışılagelenin ortadan kalkması ile oluşur. Seyirciyi düş kırıklığına uğratır. Filmlerinde her şey iyiye doğru gidemez, iyiye doğru değişim yoktur. Değişim olur elbet, ama hayal edilen çözümü sağlamaz, sadece alışkanlığın bozulmasını sağlar. Hem iyi nedir ki? Bir beklentinin gelişmesi – sonuçlanması, hayalin gerçekleşmesi midir iyi? Akrebin Yolculuğu’nun finalinde ipler örülmeye devam eder..

Gerçeküstücü öğeler barındıran filmleri vardır, ne olduğunu, nasıl olduğunu, niçin olduğunu bizim bulmamız, düşlememiz gerekebilir. Kör müzisyenler, gizemli saatçi (Akrebin Yolculuğu), hayal hırsızı, saat doktoru (Gizli Yüz) .. Yalnız bunu yaparken kendisine yansıtılan dünyayı sorgulamaz seyirci, filmin-yolun-zamanın akışına kapılır gider.

Sinema bir abartı sanatıdır, ama onu inandırıcı kılmak gerekiyor. – Ömer Kavur

– Söylesene cancağızım., Hayatta insan her istediğini elde edebilir mi hiç?
– Edemez
– Gördün mü bak, sevdim seni cancağızım. Al benden sana bir hikaye: Bir zamanlar uzak ülkede bir hırsız yaşarmış, hayal hırsızı. Geceleri mışıl mışıl uyuyanların rüyalarına girer, hoşuna gidenleri torbasına doldurur çalarmış. Sabah uyananlar da içlerinde bir huzursuzluk hissederlermiş, bir eziklik. Bunlar kalkıp bir ermişe gitmişler. Dertlerini anlatmışlar. Ermiş de akıllı ermişmiş ha! Onlara demiş ki, “Madem ki siz rüyalarını kaybettiniz, bana umutlarınızı anlatın. “ Ama dertli kişiler rüyalarında çalınan şeyleri hatırlayamazlarmış bir türlü. Hatırlayamadıkları için de umutlarını kuramazlarmış. Ha, neden? Çünkü rüyaları benim torbada da ondan. İşte bir ayna, bir ütü, he bir lamba. (Gizli Yüz)

Filmleri bir yapbozun parçaları gibidir Ömer Kavur’un. Her filmi bir diğerinin bir parçası gibi hissedilebilir. Bir filminde başladığı bir anlatı, diğer bir filmi ile derinlik kazanabilir. Üst üste ekleme, beraber okuma, farklı bakış açılarını, salt Gizli Yüz ile de okunabilir, Akrebin Yolculuğu – Göl – Anayurt Oteli gibi başka filmleri ile paralel de okunabilir. 2003 yılında çektiği Karşılaşma filmini için Bülent Peker bir yazısında şu şekilde tanıtmıştır: “Ömer Kavur’un bu yeni filmi, artık olgunluk dönemini yaşayan bir sinemacının hem estetik hem anlatımsal bir zirvesi, hem de bu kendine özgü sinemasının zengin geçmişine yapılan bir arşiv gezisi, tematik bir kılavuz.”

Binlerce, binlerce sır bilinecek, O gizli yüz, gösterince kendini. – Feridüddin Attar (Gizli Yüz)

Bu kağıtta sen bekleyen saatin yeri yazılı.

Mekanlar, Ömer Kavur filmlerinin içinde karakterler kadar önemli öğelerdir. Kavur, Anayurt Oteli’ndeki mekan seçimiyle ilgili Şükran Kuyucak Esen’le yaptığı röportajda şunları demiştir:

Evet mekanla ilgilenirdim. Çünkü sinemada zaman ve uzam duygusu yoksa o sinema bence, kolu – bacağı kesilmiş bir sinemadır, eksik bir sinemadır. O duyguya sahip olmayan yönetmen de bence ciddi bir eksikliği olan bir yönetmendir. Yani zaman ve uzam kavramı bence sinemanın vazgeçilmez iki temel ilkesidir. Yaptığımız iş, görsel bir iştir görsel bir ifadedir. Görsel bir ifadenin karşılığı, gerçekten, bulacağımız mekanlardır. Sadece plastik nitelik olarak değil, görsel olarak değil, konuya yardımcı olması itibariyle göz önünde bulundurmanız gereken bence temel öğelerden bir tanesidir. Yani iyi bir mekan özellikle filmin büyük bölümünün geçtiği bir mekan bir başrol oyuncusu kadar önemlidir. O mekanın seçimini yanlış yaptığımız vakit, o mekan o insanlar inandırıcı gelmiyorsa, görselliği zayıfsa, çok ciddi bir handikapla başlıyorsunuz demektir filme.”*

Yatık Emine’de kasabanın, Yusuf ile Kenan’da sokakların, Anayurt Oteli’nde otelin, Gizli Yüz’de ve Akrebin Yolculuğu’nda saat kulesinin filmlere etkisi yoğun bir şekilde hissedilir. Filmlerinde genel olarak içinde olduğumuz yerlerdir buralar; oteller (Anayurt Oteli – Akrebin Yolculuğu), yollar (Amansız Yol, Ah Güzel İstanbul), göller (Göl, Akrebin Yolculuğu), saat kuleleri (Gece Yolculuğu, Akrebin Yolculuğu). Bu öğeler sanki bir kapalılık hissi uyandırır, yollar dahil. Bir sıkışmışlık, bir döngüsellik, bir çıkmazlık hissi katar seyirciye.

Anayurt Oteli’ndeki ve Akrebin Yolculuğu filminde, otellerin boşluğu, kazanılan yalnızlık duygusunu artıracak önemli unsurlardır. Ayrıca Anayurt Oteli’nde karamsar bir gidişata sürükler seyirciyi. Yollar, bir umut belirtisi, bir arayış olarak düşünülebilir. Amansız Yol filminde ölümün geldiği an, “Bizim için yol bitti artık evlat” cümlesi ile imlenir. Filmin finalinde ise genç muavinin hala umudu olduğunu gösteren şu cümle ile ekran kararır: “Başka bir yol vardır düze çıkmak için, mutlaka vardır.” Göller de filmlerinde bir umudu sembolize eder, yalnız bu umut; dört tarafı karayla çevrili kalmaktan kurtulamaz. Bir deniz olamaz. Aynı uzaklıklara gidilir, aynı uzaklıklardan gelinir. Saat kuleleri filmlerindeki zaman olgusunu oynayabildiği – ikna ediciliğini artırdığı – unsurlar olarak gözükür. Uzam ile zaman arası geçişi – boyut değişikliğini farketmemizde yol gösterirler. Yani saat kuleleri Ömer Kavur’un zaman ile kurduğu felsefeyi güçlendirir. Filmlerinin anlatısında zaman “vardır” ve geçmiyordur, yahut zaman “vardır” ve itaat edilmiyordur. Peki zaman var mıdır?

Bu da kuleyi açacak anahtar.

İçinde artık olmadığı zamanı (Akrebin Yolculuğu)ı anlatır Ömer Kavur filmlerinde. Zaman için gene aynı röportajda şu sözleri söylemiştir:

“Sinemanın temel iki öğesi vardır. Zaman ve uzam. Bu iki mesele ile ilgisi olmayan bir insanın bana göre sinema yapması biraz zorlaşır. Ve birbirlerini çok tanımlayan iki meseledir. İç içe iki meseledir. Aslında birini soyut olarak alamazsın, soyutlayamazsın. Zaman tabi ki hep bir ölçüm birimi olarak algılanır. Zamanın ölçülmesi olarak algılanan zaman dendiği vakit saat; saat dendiği vakit zaman. Ama galiba onun ötesinde bizlerin de çözemediğimiz çok farklı ve değişken bir anlamı var. Onu işte kendimce anlamaya, kendimce kullanmaya çalışıyorum filmlerimde. Ama soyut bir tanımım yok benim de.”**

Zaman filmlerinde döngüsel ile çizgisel arasında gidip gelir. Anayurt Oteli – Gece Yolculuğu – Yusuf ile Kenan çizgisel bir zamanda ilerliyor denebilir ama Yatık Emine – Kırık Bir Aşk Hikayesi – Göl – Gizli Yüz – Kavuşma filmlerinde sanki döngüsel bir zamanın içindeyizdir. Filmlerin başlangıcı ve sonucu arasında benzerlik vardır. Yatık Emine’de Emine ölünce, Kırık Bir Aşk Hikayesi’nde Aysel gidince, Göl’de Nalan gidince, her şey baştaki normal(!) düzenli(?) haline döner diyebiliriz. Her anlatı sonunda kendine mi döner gerçekten?

Akrebin Yolculuğu filmine gizemli bir kişinin “Zaman yoktur” teorisi ile başlarız. Gittiğimiz kasabada saat kulesi bozulmuştur, zaman kasabanın ağasının eşi için durmuştur. Tamire ihtiyacı vardır – var mıdır çatışmasını izleriz filmde. Gizli Yüz filminde “Saat kulesini göremeyeceğimiz tek mekan saat kulesinin içidir, kalpler şehrinde.” İnsanların saatleri bozulmuştur ve saatçiye anlattıkları dertlerini çözmelerini beklerler. Saatçiler bu iki filmde de saatleri değil insanların kalplerini tamir eder. Saat, kalp tiktaklarıyla özdeşleşir. Üç zaman halkasının birbiri içinde yer aldığı filmleri, teorisinin anlatımını başarılı bir şekilde sunarlar.

Filmlerinde sürekli kendisi ile hesaplaşan biridir Ömer Kavur. Bir saatten diğerine onca yer dolananlar gibi sürekli kendisine dönmeyi amaçlamış, anlatılarını oluşturmuştur. Kendisine dönen bir zaman, kendisine dönen bir film, kendisine dönen bir yaşam..

Lanetlenmiş biriyim ben. Bir boşlukta sallanıyorum durmadan, içinde artık olmadığım zaman gibi. Ölüm bu mu, ölüm bir yaşamdan bir diğerine savrulmak mı? Zamanı yaşamamak mı? Bunu hala bilmiyorum, ama bildiğim tek şey duyguların ölmediğidir. Duygularımın hiç ölmediği.(Akrebin Yolculuğu)

Kaynakça

* Sinemamızda Bir Auteur: Ömer Kavur ( Şükran Kuyucak Esen)
** Sinemamızda Bir Auteur: Ömer Kavur ( Şükran Kuyucak Esen)