Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.
Hişt hişt!
Hişt hişt!
Hişt hişt!

Sait Faik Abasıyanık

Belli Belirsiz bir ‘hişt!’ sesiyle uyandım. ‘Hişt!’ sesini gerçekten duymuş muydum? Gerçekten duymuş olmam önemli miydi? Önemli olan uyanmış olmamdı. Evin içindeki bir kaç turdan sonra saatin uyku saati olduğuna karar verdim. Ama sonuç olarak saatin kaç olduğunun da pek bir önemi yoktu. Uyanmıştım, önemli olan buydu. Uykunun yatağın neresinde saklandığını aramak için bir o yana bir bu yana dönmekten yoruldum. “Belki saat, uyku saati değildir.” dedim ve tam o anda saatin içindeki kuş yuvasından çıkıp girerek defalarca “vakit, kosmos vakti!” diye öttü. Vakit, kosmos vaktiydi.

Vakit, kosmos vaktiydi. Zamanın donduğu, yalnızca ırmağın yer yer çatlamış buz tabakasının altında sessizce akabildiği ve donmuş olarak yerküre üzerinde yaşanmış olan tarihin, zamansız ve mekansız bir portresini oluşturan şehirden yeni dönmüşken ‘hişt!’ sesinin kosmos’dan geliyor olması mümkündü. Peki, ‘hişt!’ sesinin nereden geldiğinin bir önemi var mıydı?

Battal için ‘hişt!’ sesinin nereden geldiğiydi önemli olan. Karlarla kaplı dünya uykudayken Battal içinde yanan ateşin sıcaklığı ile yollardadır. Rüzgardır onu sürükleyen. Kulağında sürekli bir ‘hişt!’ sesi oradan oraya savrulur Battal. Kosmos’un başlangıcında yalnızdır Battal, gözlerinde kim bilir hangi insanların acısı damla damla yaş olmuştur. Ve karların üzerinde bir başına ‘hişt!’ sesinin geldiği yere doğru yürümektedir. Battal bir derenin kıyısına vardığında hişt sesi bir çığlık olur. Ve Battal dereden cansız çıkardığı bedene can olarak girer şehrin kapılarından. Hele ki sözleri duyulmasa da belli ki ulu derviş biridir, hoş gelmiştir şehre. İsmi sorulduğunda verebileceği bir ismi vardır bu yabancının. O batıl olandır, Battal’dır. Battal’a aç olup olmadığı sorulur. Batıl olan için açlık nedir?

Zaman zaman Battal’ın akışı diğer bedenlere sözcükler aracılığıyla köprüler sunar. Akışların ortaklaşabilmesi için öncelikli olan bu köprülerin fark edilmesidir. Fakat o ya da bu sebeple kulaklar sağır, gözler kördür. Hal böyle olunca da Battal’ın kurduğu köprülerin bir ayağı genelde boşlukta kalır. Bazı kulaklar duyar, bazı gözler görür ve bazı bedenler hisseder. Kosmos bu duyan kulaklar, gören gözler ve hisseden bedenlerin ilişkisi üzerine kurgulanmıştır. İlk kez söylenenin işitildiğine, kahvehane’de sınırların açılması için imza istendiğinde şahit oluruz. Bir kulak işitir, fakat o kadar çok şey duymaktadır ki bedeni öksürerek tepki gösterir. Tıbbi terimle astımdır.

Hakikatten beslenen sözcükler dile geldiklerinde gerçek olur. Ya da… Aslolan cevapsız kalmasını yeğleyeceğim bir sorudur; var olanlar mı Battal’ın ağzından dökülmektedir yoksa Battal olacakları mı dile getirmektedir. Ama sonuç olarak dile gelmiş sözcükler kalır geriye;

“….hayatta, her şeyde bela şu ki, herkesin başına gelen şey aynı. hem de insanoğlunun yüreği kötülükle dolu. ve ömürleri devamınca yüreklerinde delilik var. ve sonra ölülere katılıyorlar. çünkü bütün yaşayanlarla beraber olan için ümit var. çünkü sağ köpek, ölü aslandan iyi. çünkü yaşayanlar biliyorlar ki ölecekler fakat ölüler bir şey bilmez. ve artık onlar için bir ödül yok. çünkü onların anılması unutulmuş.”

Tabutun içinde ölü babalarını taşıyan kardeşler, yüreklerinde ne taşıyorlar? Ya onları dinlemeyen yüzbaşı, küçük kardeşi duyamayan yüzbaşı neden duyamıyor? Neden kendi küçük kardeşlerini görmüyor diğerleri de sürekli suçluyorlar. Hakikat Battal’ın sözcüklerindedir;

Kosmos, gören gözlerin ilişkisi üzerine kurgulanmıştır ve bu gören gözler akış içinde temas ettiklerinde birbirlerini ruhları ile görür, ruhları ile duyar, ruhları ile hissederler. Yüzbaşı’nın baldız’ı da görmektedir. Gördüğü dünya o kadar acı hissettirmektedir ki bedenine, bir ayağı tamamen uyuşmuştur. Sessiz bir hişt sesi yükselir bu uyuşmuş ayaktan ve Battal bu çağrıyı hisseder. Onun yasak bölgeye, oradan da garnizona savrulmasının sebebi bu çağrıdır. Battal baldız’ı ruhu ile hisseder, o konuşmadan duyar. Bağ kurulmuştur. Fakat tek taraflıdır. Battal uyuşuk ayağı kendi bedeninde hisseder fakat baldız kendisini gören gözlerin arkasına bakamayacak kadar uyuşmuştur. Yalnızca kendisini gören gözleri görebilmektedir. Kahveci ise tamamıyla kör ve sağırdır.

Kahveci kör ve sağırdır fakat tanısak biliriz ki kör ve sağır olması için kesin bir sebebi vardır. Ama ne yazık ki dilsizdir de ve Battal’ın işiteceği bir hişt sesi çıkmaz kahveci’nin bedeninden. Neden kör ve sağır olduğu yalnızca tahmin edilebilir. Belki kahveci olmanın gereğidir. Her gün onca insan görmek – duymaktansa kör ve sağır olmayı seçmiştir beden. Peki, öğretmen’i donduran nedir? Kim bilir neler görmüş, neler yaşamıştır da bu beden sürekli bir baş ağrısı hisseder olmuştur.

Elinde bavulları, donmuş bedeni ve sürekli baş ağrılarıyla gelir şehre öğretmen. Donmuştur bedeni, hissetmez. Tek hissedebildiği baş ağrılarıdır. Bu yüzden de köpeklerin korkularını göremez ve Battal’ı suçlar sahipsiz olana sahip çıkmamakla. Oysa duyulmasa da hakikat Battal’ın sözlerindedir;

Öğretmenin donmuş kulaklarından geçemez Battal’ın sözleri ve köprünün ayağı havada kalır. Hatta havada kalan ayak da yıkılmak istenir.

“Sen düdüklü cevap makinesi misin?”
“hayır efendim, ben hiç bir şey bilmiyorum.”

Fakat Battal’ın bedeni öğretmenin baş ağrısını hisseder ve dermanını sunar. Battal, batıl olandır. Önemsizdir. Fakat şehre geldiği anda bir beden görmüştür onu, görmüş ve isimlendirmiştir. Kosmos’dur artık o ve Kosmos’a bakan gözler de Neptün ismini alır. İlk karşılaştıkları anda Kosmos, Kosmos olmuştur Neptün için ve öğretmen’e dokunanın Battal değil de Kosmos olması cama atılan taşların ve hayvanların huysuzlaşmasının sebebidir. Kahveci için Battal’ın bitirdiği şekerler dert olmuştur.

Hisseden bedenler için sadece olan olur. Hak ve adalet kavramları sözcüklerin ötesine geçmiştir onlar için. Şehirdeki peynircinin camları kırılmış ve içeriden paralar alınmıştır. Fakat o paralar ne alan tarafından ne de alanın verdiği tarafından kullanılmıştır. Para yalnızca akışın bir parçasıdır ve elden ele dolaşmaktadır. Neptün ile Kosmos’u bir araya getirendir, Battal’ın konuşmayan çocuğu görmesini sağlayandır. O ya da budur vesile, ama sonuç olarak Kosmos ile Neptün akışın o anında buluşur ve köprü iki taraflı kurulmuştur. Birlikte yeniden varolurlar ve kendilerini yeniden isimlendirirler. Neptün. Neptün ve Kosmos. Kosmos. Aralarında sözcüklerle kurulan tek sohbettir. Hakikat Kosmos’un sözlerindedir ve içinin erimesi rüzgar çıkartır. Ve rüzgar her seferinde Neptün’ün bütün bedenini sarar. Bağ kurulmuştur. Kosmos ile Neptün birbirlerini ruhları ile hisseder.

Konuşmayan çocuk, kosmos’daki bir diğer hisseden bedendir. Sırtında bir çuval dolusu taşla doğmuştur. Ve bu taşların ağırlığına dayanamayıp, taşları etrafına fırlatmaya başlayınca, yükü hafiflememiş aksine bedeni büsbütün dilsiz kesilmiştir. Dile gelemeyenler çocuğun içinde öfke olur. Ve karşısındaki bütün bedenlere de bu öfke yansır. Battal’ı çağıran bu öfkedir, Battal öfkenin ardına saklanan hakikati görür. Ve hakikat Battal’ın bedeninden dillenir;

“kimisi başında taçla doğuyor, kimisi ise sırtında bir çuval taşla.”

Şehir kar altındadır ve zamanla beraber insanlar da donmuştur. Sözcükler kulak deliklerini dolduran buzdan sekip boşlukta kaybolurlar. Biten şekerler midir sebep, yoksa üç gün geçtiği için mi bitmiştir misafirlik bilinmez ama bitmiştir. Battal isterse kahveci’ye yardım edebilir. Sabahları dükkânı açabilir. Çöpleri atabilir. Emeğinin karşılığında ise barınabilecektir. Oysa Battal için hakikat başkadır. Bu hakikat dile geldiğinde, herkes kendi aynasından görür bu hakikati. Ve hakikat, bu aynaların ve kahkahaların arasında kaybolur. Fakat bir kulak işitmektedir.

“Bunun yemekte içmekte de gözü yok.”

Oysa ne Battal’ı ne de bu sözleri duymuş olan bir başkası çay söyler batıl olan için. Battal çay istemiyordur, aşk istiyordur. Fakat aynalar yerli yerindedir ve sözcükler tekrar aynalardan yansır. “Karı istiyor bu ya!”. Yine kahkahaların arasında boğulur hakikat. Battal aşk hastasıdır ve Neptün kahveye girdiği anda Kosmos olur. Gören ve görülendir. Hisseden ve hissedilen. Battal’ı görmeyen gözler, Kosmos’u zaten göremezler. O anda dile gelen Kosmos’dur. Kosmos’u dile getiren ise Neptün. Neptün kim, bütün bedeniyle bilir Kosmos. Fakat Neptün’ün babasına kahkahaları hatırlatır bu sözcükler ve Kosmos’u görmemeyi seçer. Görmediği elinde söndürür sigarasını. Ve Kosmos, Battal olur tekrar. Sahi kimdir Battal?

“Battal’ım. zamanlıya Kattal’ım.”

Duyan kulak, duyduklarını öksürük olarak atan beden, Kattal’ı duymuştur. Battal kendisini duyan beden ile yeniden isimlenir, Kattal olur. Batıl olan duyulmuş, görülmüş ve Kattal olmuştur. Kattal’ın evidir eski belediye binası. Kattal görülen, duyulan, hissedilendir ve ondan gelen hişt sesidir öksüren adamın duyduğu. Ve bu hişt sesi sessiz bir rüzgar olup, bağlanmış bu iki bedeni eski belediye binasına götürür. Batıl olan, eviyle beraber Kattal olmuştur.

Battal, batıl olandır. Üşümez. Ama Kattal’ın bedeni üşür ve bu üşüyen bedenin hişt sesi Neptün’ün sessiz çığlığına dönüşür. Babası bu sessiz çığlığı duymamak için radyoyu siper eder. Fakat o da Kattal’ın sesini duyar, çocuğuna can veren Kattal üşümektedir. Eski belediye binasında Battal’dır onu karşılayan. Dünyayı saran soğuk Kattal’ı da batıl eder. Kattal soğuğa karşı dayanıksızdır. Oysa Battal’ın bedeni kendisini saran soğuğu hissetmez. Neptün’ün babasının duyduğu Kattal’ın üşüyen bedenidir ve ona ısınması için sıcaklık sunan kendi hisseden bedenidir. Batıl olan yaralanmaz da. Kattal elini sobanın üzerine uzattığında Neptün’ün babasını sarsan bu hakikattir. Hakikat gözlerini alır Neptün’ün babasının ve hakikatten korkar.

Kosmos gören gözler, duyan kulaklar ve hisseden bedenlerin ilişkisi üzerine kurgulanmıştır. Ve suçlanan kardeş hisseden bedenlerdendir, bu yüzden de sınırların açılması çağrısını duyar. Battal’ı eczanenin önüne çağıran baldız’ın uyuşuk ayağından gelen bir hişt sesidir. Oysa kahveci hala kör ve sağırdır. Kattal, Kattal olmuştur ve çay ister bedeni. Ama kahveci’ye göre yeteri kadar beleş çay içmiştir Kattal. Oysa Kattal ilk defa çay istemiştir ve görülmemiştir, tekrar batıl olur.

Beden isimler arasında savrulur. Battal. Kosmos. Battal. Kosmos. Battal. Kattal. Battal. Kattal. Battal… Öğretmen’in donmuş bedenini ilk gören Battal’dır. Baş ağrısı için derman sunan Battal’ın bedenidir. Öğretmen’in rüyasını duymayan kulak kimindir? Radyoyu dinleyen kimdir? Oysa hakikat öğretmen’in rüyasındadır fakat Battal ile Kattal arasında savrulan beden bu rüyayı duymaz. Yalnızca donmuş bedendir hissettiği ve sıcaklığını paylaşmak ister. Beden ve ruh ayrı düşmüştür. Ve batıl olan donmuş bedenin arkasındaki hakikati, öğretmen’in bu döngüden, donma ve çözülme döngüsünden, vazgeçmek istediği hakikatini göremez. Oysa duyan kulaklar için hakikat öğretmen’in rüyasındadır;

Neptün’ün camı kırması, köpeklerin kavgası, akan kan… Bütün olanlar Battal’ın sözlerini akla getirir.

“hayatta her şeyde bela şu ki, herkesin başına gelen şey aynı.”

Sınırlar açılmasın isteyenin de gördüğü aynıdır. İnsanın yüreğidir gördüğü ve kötülükle doludur. Kötülükten korunmak için sınırların arkasına saklanmaktadır. Ve sınırların kapalı kalmasını istemesi bu yüzdendir. Oysa baksa, göreceği hakikat başkadır. Hakikat, Battal’ın sözlerindedir;

Hakikat kulağın sınırından geçemez. Dahası sınır, kuşkuyla bakan gözlerde ve eski belediye binasını arayan polislerde daha da belirginleşir. Ve yüzülen hayvan derileri ve kesik başlar Battal’ın sözlerinin yansımasıdır.

“aslında insanoğlunun başına gelen, hayvanların başına da geliyor. başlarına gelen şey aynı.o nasıl ölüyorsa, öteki de öyle ölüyor. hepsinin bir soluğu var”

Küçük kardeş gören gözlere sahiptir ve babası ile karısını defalarca görmüştür. Bedeni babasını öldürmemiştir ama ruhu ölmesini istemiştir. İsteği gerçekleşen ruh, beden ile beraber korkuya hapsolmuştur. ‘Çalınan’ başka bir para bu sefer de korkan bedenin çağrısı ile elden ele geçer ve korkan beden için kaçış bileti olur. Peki parayı alan kimdir? Kim bu korkan bedeni duymuş ve ona parayı getirmiştir. Battal? Kattal?

Donmuş öğretmen’e sarılmaya, onu tekrar eritmeye giden kimdir? Öğretmen’i ruhuyla ve bütün bedeniyle sevmek isteyen beden kimindir? Öğretmen vazgeçmiştir, tekrar erimek ve tekrar donmak istememektedir. Öğretmen’in bedeni içinde bir kor taşır ve bu kor’u söndürmek için su döker öğretmen, “Sus!” der. Hissettiği sıcaklık arttıkça dayanamaz ve ateşi, kendinden uzağa savurur. “DEFOL!”

Beden Kattal olarak da, Battal olarak da kabul görmez ve Kosmos olur. Kosmos’u çağıran hakikat yine Kosmos’un sözlerindedir.

“iki kişi bir kişiden iyidir. çünkü düşerlerse, biri arkadaşını kaldırır. iki kat iplik zor kopar.”

Kosmos birbirini duyan bedenlerin ilişkisi üzerine kuruludur. Ve Neptün duyar Kosmos’dan gelen hişt sesini. Baldız suçlanan bedenin yakalandığını görmüştür. İnsanın yüreğindeki kötülük görüldüğünde, beden kendi diliyle cevap verir bu kötülüğe. Kahvehane’de, hırsızı bir anda değil de yavaş yavaş öldürmek isteyenin sözleri, duyan bedende öksürük olur ve öksürük kendi dermanını çağırır. Çağrıya cevap kimdir, Battal mıdır? Ya öksürüğü çekip alan ve kendi öksürmeye başlayan beden? Derman bulan, kendisine derman sunanı görür ve gördükleri göz yaşı olur, damlar.

Öğretmen’in dizinde yatan beden batıl değildir. Hissedilen ve görülendir. Peki, sözcükler kimindir? Kattal mıdır konuşan yoksa aşk Kosmos’u mu dile getirmiştir? Geriye kalan sözcükler ve bunların yansımalarıdır;

Eski belediye binasının önünde toplanan kalabalık kör ve sağırdır. Bir ses değildir onları çağıran. Görülmek ve duyulmak arzusudur. Kimin görmesini ummaktadırlar; Battal mı? Batıl olan aranarak bulunmaz ki. Kattal görsün, görsün ve derman olsun mu isterler bedenlerinin acısına? Kattal kendisini görmeyen gözlerin önünde var olmaz ki. Oysa görmek değildir kalabalığın istediği, yalnızca görülmek istemektedir. Kosmos hisseden bedenlerin ilişkisi üzerine kurgulanmıştır. Ve rüzgâr bu bedenleri birbirine taşır. Sırtındaki taşların ağırlığıyla dilsizleşen çocuğun hikâyesi dillenir ninesi tarafından. Öksüzdür ve babası gurbettedir. Bir yıldır da dilden kesilmiştir. Dışarıya yansıyan sadece öfkesidir.

Battal diğer bedenleri gören ve hissedendir. Uyuşuk ayağın çaresizliğidir gördüğü ve bu çaresizliğin çağrısı bir ilacadır. İlaca ulaşamayacak kadar uyuşmuştur bedeni. Battal duyar hişt sesini ve Kattal’ın evinde bir dolap dolusu ilaç bekler uyuşmuş ayağı.

Beden her kaybolduğu anda bir hişt sesi Neptün’ü çağırır ve beden yeniden Kosmos olur. Neptün hisseden bedendir. Kesime giden ineklerin korkularını da hisseder, çünkü Battal’dan dillenmiş olan hakikati kendi bedeniyle bilmektedir. Ve bildiklerini sessizliğiyle anlatır.

“insanın hayvana üstünlüğü yok efendim çünkü hepsi boş. çünkü hepsi aynı yere gidiyorlar. çünkü hepsi topraktan ve toprağa dönüyorlar.”

Çocuk hisseden bedendir ve hissettileri bedeni dilsizleştirmiştir. Ama Kattal’ı görür. Sırtındaki taşları ata ata izler Kattal’ı eski belediye binasına kadar. Ve sırtındaki taşlar döküldüğünde, dilsiz bedenin beklediği işaret gelmiştir. Çocuk’un hafifleyen bedeni dile gelir; “İşaret!”

Her göz kendi aynasından görür, her beden kendi teniyle hisseder. Çocuk için gördüğü bir işarettir. Neptün bir yıldızın düşüşünü görmüştür. Yoksa, sınırın ötesinden atılan bir roket midir düşen? Hakikat polis barikatlarının arkasına gizlenmiştir ve barikatın arkasındaki hakikati yalnızca batıl olan görmüştür.

“ateş yükseliyor, taş düşüyor.”

Çocuk taşlarını düşürdüğünde bulmuştur kendine ait olan yeri. Cezası bitmiştir, şimdi ödül zamanıdır. Fakat ruhunda yanan ateş bedeninden yansır. Hakikat duyan ve hisseden bedenlerin sözcüklerindedir;

Battal gören ve hissedendir. Diğer bedenlerin acısını görür. Kendi görüldüğünde ise Kattal olur. Uyuşuk ayağıyla baldız’ı eski belediye binasına getiren, belli belirsiz bir sestir duyduğu. Battal uyuşmuş ayağı kendi bedeninde hissetmiştir ama uyuşmuş olanın hakikatini görememiştir. İlaçlar derman için değil bütün bedeni uyuşturmak içindir.

Derman arayan babayı karşılayan Battal’dır sözcüklerin hakikatiyle;

Kosmos’da her şey olması gerektiği anda gerçekleşmektedir. Battal değildir derman istediği babanın, parasızdır ve çaresizdir. Aradığı çaresizliğini görecek gözlerdir ve oğluna bakacak gözler… Para bir elden diğerine geçer.

Karların üzerinde göz yaşlarıyla gelen Battal’dır. Buz tutmuş bedenlerdir onu çağıran. Başka bir ruh, başka bir isim alır Battal ile beraber, Neptün olur. Ve Neptün batıl olanın içindeki Kosmos’u çağırmıştır. Batıl olan başka bedenlerce de görülmeye, duyulmaya başlar ve Kattal olur. Kattal kendisini gören bedenlerin içindeki ruhları ve çektikleri acıları görebilmektedir. Hisseden bedenler birbirlerini ruhları ile hisseder. Kattal’ın gördüğü ruhlar, duymaktan, görmekten, hissetmekten yorgun düşmüştür. Ve bedenleri daha fazlasını reddeder. Öksürük sesi bastırmak ister karanlık sözcükleri, beden yaşadıklarını dillendirip tekrar hissetmektense dilsiz kesilir. Ruh bedeni yakınca, beden daha fazlasını hissetmemek için buz kesilir. Neler neler hissetmiştir ki beden, uyuşmayı seçmiştir. Battal’ı çağıran bu bedenlerin içindeki ruhlardan gelen bir hişt sesidir. Ve köprü karşılıklı kurulunca, batıl olan Kattal olunca, acılar içindeki ruhları görür Kattal. Ve kendi ruhu ile hisseder bu acıları.

Buz kesmiş bir dünyada görülmek, duyulmak ve hissedilmektir ruhun tek arzusu. Ruh görüldüğü zaman içindeki közler alev alır ve bedenin buzları çözülür, kilitleri kırılır. Ten duyarlıdır; gören gözleri ve duyan kulakları vardır hisseden bedenin. Ama gördüğü dünya karanlık, duyduğu sözler karanlık ve hissettiği dünya karanlık olunca, beden için ruhun ateşi dayanılmaz olur. Kendi ruhudur bedenini dinlemeyen ve alev alev yanmaktadır. Öğretmen’in bedeninin buzları çözülüp tekrar hissetmeye başladığında, gözleri kamaşır ve beden görmek istemez. Çocuğun ateşini yükselten, içinde yanan ateştir. Beden kendi ruhunun ateşiyle yanmaktadır, fakat suçlanan Battal’dır. Oysa Battal batıldır ve batıl olan suçlanamaz. Onun için suç yoktur, olan ve olmakta olandır aslolan.

Öğretmen’in ruhu bedenine ağır gelmiştir ve bedenini boşluğa bırakır. Çocuğun bedeni ruhunun ateşiyle kül olmuştur. Ruh ile beden ayrıldığında beden kendi ağırlığıyla bulmuştur kendine ait olan yeri.

Olanları gören göz batıl olmuştur tekrar. Görmeyen gözler suçlar onu. Suçlamalar baldız’ın bedeninden tekrar dillenir, çünkü Kattal ilaçları atmıştır. Fakat baldız Kattal’ı görmez, Battal’dır suçladığı. Oysa Kattal uyuşmuş ayağın ardındaki hakikati görmüştür ve hakikat batıl olanın bedeninde dillenir;

Şehir batıl olanı görmez, Kattal’ı ise kendi aynasından görür ve suçlar onu. Görmeyen gözleri ile kovalar yüzbaşı. Hissetmeyen bedenler taşlar Battal’ı. Kosmos, gören gözlerin ilişkisi üzerine kurgulanmıştır ve kaçan beden Neptün’ün babası tarafından görülür. Can verdiği çocuğun gözleri, bedenin içinde Kattal’ı görür ve gülümsemesiyle ısıtır Kattal’ın üşüyen ruhunu ve Neptün. Neptün’ün çığlığı Kosmos’un içini eritir ve Kosmos, Neptün’ün teninde rüzgar olur.

Tıpkı her şeyin başında olduğu gibi, Battal karların üzerindedir ve gözlerinde diğer bütün yaşayanların acısıdır, damla damla yaş olan. Ve beden, yeniden batıl olmuştur.

Ve son söz olarak, Neptün ile Kosmos’un hikayesi;

Sahi, Wanda kimdi?