“Neue Sachlichkeit” ya da İngilizcesi ile “New Objectivity”, Türkçesi ile “Yeni Nesnellik veya “Yeni Yansızlık” akımı Weimar dönemi(1919-1933) Almanya’sında etkili olan bir sanat akımıdır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da, insanın (veya sanatçının) kendi eylemleri veya sanatsal üretimleriyle dünyayı değiştireceğine dair duyulan inanç yıkık şehirlerin beton dolu sokak-mezarlarının altında kalmıştır(Baker: 2011, 284). İkinci Dünya Savaşı sonrası daha da keskin biçimde hissedilecek olan bu derin umutsuzluğun ilk hali Avrupa’dan başlayarak tüm düşünce ve sanat dünyasını da önemli biçimde etkileyecektir. Dışavurumculuğun içinden ve onun eleştirilmesiyle doğar. Tüm biçim özelliklerinin ötesinde, akımın temelinde yatan esas tını bir duygu olarak duygusuzluğun en saf biçimiyle sunumudur. Bu bağlamda çoğunlukla, ve özellikle resimdeki porte eserlerde, insanların zevk alması, acı çekmesi, üzülmesi, sevinmesi kısaca duygulanması beklenen çeşitli halleri betimlenirken bu betimlemelerde yer alan insanların yüzlerine çok derin ve anlamsız bir duygusuzluk yerleştirilerek, ana amaçlardan biri olarak göze çarpan  bu duygusuzluğun tasviri gerçekleştirilmiş olur. Akımın, devrimcilik gibi bir amacının olmadığı da söylenebilir. Bu bağlamda dışavurumculuğun ifadeye dayalı ilkesinin zıttı bir noktada konumlandığından bahsedilebilir.

“Schachspieler” Jeanne Mammen. 1929 / 30

“Schachspieler” Jeanne Mammen. 1929 / 30

Sinema alanında da “Neue Sachlichkeit” akımının etkisinin görüldüğü pekçok film yapılmıştır. Bu filmlerden sinema tarihi açısından en önemlileri arasında  Die freudlose Gasse (1925, Georg Wilhelm Pabst); Berlin. Sinfonie der Grosstadt (1927, Walter Ruttmann); Menschen am Sonntag (1929, Robert Siodmak) filmleri gösterilebilir (Brunner: 2012; 12 Ekim). Bu filmlerden 1927 yapımı Berlin. Sinfonie der Grosstadt, Berlin’in bir gününü, şehrin o anki ritmi üzerinden yansıtmaya çalışan bir belgeseldir. Günün ilk ışıklarıyla başlar ve gecenin karanlığıyla son bulur. Bu sürede filmin anlattığı Berlin ise, aşırı düzenliliği, düzeysiz makineleşmişliği, dakikliği, sıradanlaşmış ritmi, duygusuzluğu, ruhsuzluğu ve Doğa’yı dışlamışlığıyla dev bir fabrikayı andırmaktadır. Filmin bakış noktasından ise bu durum bir sorun teşkil etmemekte, aksine Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinin veya müttefiklerin Almanya üzerinde uyguladıkları ağır savaş tazminatı ve silahsızlandırma politikalarının Almanya’nın başkentinin ritmini bozmaya yetmediğini anlatması bakımından bu “dev fabrika” benzetmesi, istenen ve arzulanan bir durum olarak nitelendirilebilir. Film makineleşmeyi estetize etmesi ve şehrin ritmini bir fabrikanın makinelerinin ritmine benzetmesi bakımından Hitler dönemi faşizminin olgunlaştıracağı fikirler için gerekli arka planı hazırlamaya muktedir görünmektedir. Bir diğer örnek olan Menschen am Sonntag (1929, Robert Siodmak) filmi ise Almanya’da bir pazar gününü anlatmaktadır. Filmin başında da söylendiği gibi bu “oyuncusuz” bir filmdir ve tamamiyle set dışında üretilmiştir. Yeni Nesnellik akımının etkilerinin net biçimde görüldüğü film, kapitalizmin üreticisi esaretinden kısa süreli kurtularak, tüketimin göreli serbestliğinin sularına açılmanın mutluluğunu yaşayan işçilerin  pazar gününe sıkıştırılmış hayalleri hakkındadır. Pazar günü yarım yamalak da olsa gerçekleştirilmeye çalışılan hayaller, pazartesinin gelmesi ile birlikte, sonraki pazar gününe değin uzun bir uykuya dalar. Pazartesi geldiğinde hayallerinden arınmış insanlar “mutlu ve enerjik” biçimde yeniden işlerine koşmaya başlamışlardır. Bu bakımdan “Berlin. Sinfonie der Grosstadt” ve “Menschen am Sonntag” filmleri birbirlerini tamamlayan ve sürdüren filmlerdir. Bu iki filmin ucuca eklenmeleriyle oluşacak bir paradoksal sarmaldan kurtulmak ise ne yazık ki pek mümkün olmayacaktır.

Bu iki filmin ortak özelliklerine yakından bakmak akımla ilişkilerini deşifre etmek bakımından yararlı olabilir. Biçim itibariyle her iki film de sık sık yakın plan çekimlere başvurmakta,hiyerarşiyi vuruglayabilecek noktalarda alt ve üst açıyı barındırmakta ve kurguyu zamanı hızlandıran bir işlevde kullanmaktadır. Bunun yanında her iki filmin de gerçekliğin görünümüne doğrudan müdahale etmemeyi tercih ettiği söylenebilir. Zira biri kurmaca ve diğeri belgesel da olsa aralarındaki fark son derece muğlak görünmektedir. Zira belgesel olan “Berlin. Sinfonie der Grosstadt” filmi, kurguyu ve sinemasal ögeleri kullanması itibariyle bir hikaye anlatımına fazlasıyla yaklaşmakta ve belgesel ile kurmaca arası bir noktada – belgesele daha yakın olmak kaydıyla- konumlanmaktadır.Bu durumun tersi “Menschen am Sonntag”  filmi için de söylenebilir. Yine bu iki filmde “yaratıcı” olarak nitelendirebileceğimiz hiçbir unsur göze çarpmamaktadır. Gerçekliğin bu biçimde yansıtılması ve yaratıcılığın dışlanması, bir tür öze dönüş sinyali olarak algılanabilir. İşlevsel olmayan ögeler üzerinde ayrıntılı olarak durulmadığından da bahsedilebilir . Benzer bir durum akımın etkilediği mimaride de görülür. Akımın etkisindeki mimari de estetik amaçlardan ziyade işlevsel amaçları ön plana çıkarır. Moholy-Nagy’nin çalıştığı Bauhaus şirketinin Dessau’da yaptığı Bauhaus Kompleksi ve bu kompleks içerisinde Moholy-Nagy gibi üst düzey yöneticiler için inşa edilen “Üstat İçin Konutlar(Resim 1)” isimli ikiz binaların mimarisi de bu akımın etkisi ile estetik kaygılardan çok nesnel öncelikleri ve işlevselciliği ön plana çıkarır şekilde planlanmıştır(Caglayan: 1995, 28)(Olterman: 2014, 14 Mayıs).

Moholy-Nagy’nin Bauhaus Kompleksi’ndeki evi inşa edilirken. Fotoğraf: Lucia Moholy

Moholy-Nagy’nin Bauhaus Kompleksi’ndeki evi inşa edilirken. Fotoğraf: Lucia Moholy

Bunun yanında filmlerin yansıttığı duygular arasında keder ve ondan türeyen duygulara nadiren rastlanır. Bu durum Dünya Savaşı’nın yıkımının kitlelerde yarattığı psikolojik abnormalitiyi göstermesi bakımından önemlidir. Sanat, belki de ilk kez bu kadar kitlesel bir anlamda terapi rolü üstlenmiş görünmektedir.

Neue Sachlichkeit, Alman fotoğrafçılığı üzerine 1920’ler boyunca süren tartışmalarda  da önemli bir zemin oluşturur. Akımın etkisindeki fotoğrafçılar, fotoğrafın doğruluğu ve gerçekliği yansıtmaktaki görevinin sürdüğünü vurgulayarak kamerayı ve fotoğrafçılığı 1920’lerin Almanya’sının görsel gerçekliğini göstermek için kullanmışlardır. Bunun yanında fotoğraf makinesinin teknolojik gelişimini de heyecan içinde takip etmişlerdir(Simmonds: 2004, 5-6). Hatta genel anlamda teknolojik ve endüstriyel gelişimi ve modernizmin yoğunlaşmasını, içinde bulundukları durumdan kurtulmanın bir yolu olarak görerek makineleşmeyi arzulayan bir noktada durdukları da söylenebilir. Fotoğraf makinelerini sık sık makineleşmenin simgesi olan nesnelere yöneltmeleri biraz da bu sebepten kaynaklanır.

Neue Sachlichkeit fotoğrafçıları ayrıca, fotoğraf makinesinin lensinin, dünyayı insan gözlerinden farklı biçimde kavrama yeteneğine sahip olduğunu, ve bu yeteneğin, insanların dünyayı görme biçimine yeni perspektifler katarak toplumun dünyayı daha iyi anlamasının önünü açabileceğini düşünürler(Simmonds: 2004, 11). Böyle bir bakış açısı, insanlığın “iyi bir geleceğin inşasına dair”  geri dönülmez biçimde başarısız olduğunun düşünülmesiyle ortaya çıkmıştır. İnsanlığın bu başarısızlığı karşısında makineleşme ve teknoloji başarı umudunu devam ettirecek en önemli unsurlar olarak görülür.  Akımın avande-gard özelliğinin temelinde yatan belki de en önemli fikirsel arka plan ancak budur. Hatta böyle bir akım, tarihin hangi anında olursa olsun her zaman ve ancak iki büyük savaş arasında ortaya çıkabilir demek için pek çok sebebimiz vardır. Ya da başka kelimelerle söyleyecek olursak, bu tarz bir akımın ortaya çıkması için ancak savaşın “yaratabileceği” büyük bir yıkım –ki yaratabileceği tek şey budur-  ve bu yıkımın getirdiği çok yoğun olmayan bir umutsuzluk hali gereklidir. Bu umutsuzluğun yapay bir umuda dönüştürülme çabası ise ister istemez oluşacak ikinci bir savaşın öncü  sebeplerini ve fikirsel temellerini örme tehlikesini içinde barındırır görünmektedir.

Kaynakça
  • Baker, U., (2011), Beyin Ekran, Berensel E. (der.), İstanbul: Birikim Yayınları
  • Simmonds, T., “Mein Kodak Avant-Garde  Photography in  1920s  German”, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi, Queensland Teknoloji Üniversitesi, Brisbane(Avustralya)
  • Siodmak, C.,  Siodmak, R.,  Ulmer, E.G., Zinnemann, F., Gliese, R.,(Yönetmenler), “Menschen am Sonntag”, “Filmstudio Berlin(Yapım)”, 1925
  • Ruttmann, Walter(Yön.), “Berlin: Die Sinfonie der Grosstadt Filmstudio Berlin”,    “Deutsche Vereins-Film,   Les Productions Fox Europa (Yapımcılar)”, 1927
  • Caglayan, Gaye, (1995), “Bireysel  Yaratıcılığın  Dışavurumu  Üzerine  Tezler Frankfurt  Okulu  Ve  Yeni  Nesnelcilik  Karşıtlığı”,  Mimarlık Dergisi, Sayı:262 1995, 28-29
  • Olterman, Philip,(2014, 14 Mayıs), “A renaissance for Bauhaus as Germany grapples with its past”,  4 ocak 2016 tarihinde http://www.theguardian.com/artanddesign/2014/may/15/reopening-of-bauhaus-houses-bombed-in-war adresinden erişildi