Yedinci Mühür (1957)

Orta Çağ’da savaştan bıkmış bir Şövalye, yanında yaveri ile Haçlı Seferleri’nden evine döner. Vebanın yol açtığı tahribatı görünce, böylesi bir ızdıraba neden olan Tanrı’dan kuşkulanmaya başlar. Çok geçmeden Ölüm (Azrail) onu da ziyaret eder; ancak Şövalye kaderine boyun eğeceğine Ölüm’e meydan okuyarak bir satranç oyununa davet eder. Kaybederse canından olmaya razıdır.

Buna koşut bir öyküde ise, genç, masum ve iyimser bir çift bebekleri ile birlikte küçük bir akrobat grubu ile köy köy dolaşırlar. Yolculukları sırasında, bağnaz dinciler kırbaçlama törenleri düzenler ve Tanrı’nın emirlerini yerine getirmeye kendini memur etmiş umarsız kişiler şeytanın esiri köylüleri yakarken, hastalığa uğramış köylerdeki insanların korku içinde yaşadıklarını görürler. Acı çeken Şövalye bu çiftle karşılaştığı zaman, onların birbiri ile olan aşkıyla rahatlarken, meş’um rakibi Ölüm, hepsinin kaderini tayin edecek olan son hamleyi yapmayı bekleyerek, uysal uysal bir kenarda oturmaktadır.

Bergman’ın, Tanrı’nın gövdesiyle bulutlanan bir dünyada insanın yaşamı üzerine varoluşçu eserlerinin ilki olan Yedinci Mühür, yönetmenin çocukluğunun etkisi altında geçirdiği ideallerin baskısını hissettiği bir dönemde yapılmıştı.

Bir rahip oğlu olan Bergman, tıpkı Şövalye gibi, modern dünya topyekün savaşları ve nükleer psikozu ile dini bir bakışı yalanlıyor görünse de, inancın sorunlarından kendini kurtaramıyordu. Seyrek, stilize tematik diyaloğu, ağırbaşlı ses efektleri ve vakur, melankolik müziğiyle Yedinci Mühür, dinsel deneyimin hem daha hafif hem de daha karanlık yanlarının nüfuz ettiği, belki biraz saplantılı, ama yine de çarpıcı bir film olarak varlığını günümüzde de sürdürüyor.


Orjinal Adı: Det Sjunde Inseglet
Yönetmen: Ingmar Bergman
Koleksiyon: Başyapıt

Baran (2001)

Tahran’da bir inşaatta amelelik yapan İran Azerisi Latif, aynı inşaatta kaçak olarak çalışan bir Afganlı iş kazasında yaralanınca Latif’in hayatı da beklenmedik bir yön alır. Sakatlanan işçinin yerine oğlu Rahmet çalışmaya başlar. Ailesini geçindirme derdindeki bu çekingen genç, bir süre sonra istemeden de olsa Latif’in kantindeki kıyak işini elinden alır. O andan itibaren Latif, Rahmet’e karşı büyük bir kin beslemeye başlar. Ancak bu büyük kin, bir sırrın açığa çıkmasıyla tam tersi bir yolculuğa yön verir.

Afganlar’ın İran’da ne kadar zor şartlar altında çalışıp yaşadığını, sosyolojik arkaplanında bize samimi bir şekilde gösteren film, ön planında ise çıkarsız ve ulaşılmaz aşkın en saf halini işleyerek seyircinin en mahrem hislerine ulaşabiliyor.


Orjinal Adı: Baran
Yönetmen: Majid Majidi
Koleksiyon: Başyapıt, İran

Ben Küba’yım (1964)

Film, devrim öncesi ve sonrası Küba’yı anlatan dört kısa hikayeden oluşuyor. Zengin Batılıların barlarda eğlendiğini görüyoruz; aralarından biri yerel bir kızın evine gitmek için ısrar ettiğinde Küba’nın asıl yüzüyle karşılaşıyoruz. Diğer hikayelerde çiftçiler ve genç devrimciler karşımıza çıkıyor.

Mikhail Kalatozov’un yönettiği 1964 Küba-Rusya ortak yapımı film, Batista yönetimindeki Küba’dan devrime doğru ilerleyen süreci anlatır. Propaganda amaçlı yapılmış olsa da her Rus eli değmiş propaganda filmi gibi görsel yanı politik yanını geride bırakır. 1990′a kadar ABD’de gösterimi yasaklanmış, yasaklanmadığı ülkelere de pek ulaşamamıştır. Bu nedenledir ki dünya sinemasının unutulmuş başyapıtlarından biri olarak görülür.


Orjinal Adı: Soy Cuba
Yönetmen: Mikhail Kalatozov
Koleksiyon: Başyapıt